MEB Sistem İçin Düğmeye Bastı
Posted on Eyl 18, 2009 in Duyurular
Sosyal ve ekonomik kalkınmaya yönelik büyük hedefleri olan Türkiye için eğitim, en temel meselelerden biri. Toplumun çok büyük bir bölümü eğitimin önemi üzerinde hemfikir. Ancak, diğer birçok alanda olduğu gibi bu alanda da değerlendirmeler, genellikle verilere dayalı olmadan, parça parça ve bir bütün içerisinde düşünülmeden yapılıyor.
Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi bünyesinde 2003 yılında çalışmaya baÅŸlayan EÄŸitim Reformu GiriÅŸimi, araÅŸtırma, izleme ve savunu çalışmalarını tam da bu boÅŸluÄŸu doldurmak için yürütüyor. ERG’nin baÅŸlıca izleme ve araÅŸtırma etkinliklerinden olan EÄŸitim İzleme Raporu 2008 temel alınarak hazırlanan bu yazı dizisinde, Türkiye’de eÄŸitim sisteminin ve eÄŸitim politikalarının bugünkü durumunun bütüncül bir deÄŸerlendirmesi sunulacak. �Herkes için kaliteli eÄŸitim� hedefine ulaÅŸabilmek için sivil toplumun kamu politikalarını sürekli izlemesi ve karar verme süreçlerine katılması gerekiyor. Yazı dizisinin kamuoyunun eÄŸitimle ilgili bilgi düzeyinin artırılmasına katkıda bulunmasını hedefliyoruz.
Üç yılda bir Ekonomik Kalkınma ve İşbirliÄŸi Örgütü tarafından üye ve ortak ülkelerde uygulanan PISA testinde Türkiye’nin aldığı sonuçlar, çocuklarımızın baÅŸarı durumu hakkında hiç de iç açıcı bir tablo sunmuyor. En son 2006 yılında gerçekleÅŸtirilen PISA testinin sonuçlarına göre, Türkiye 30 OECD ülkesi arasında 29. olabildi, OECD ülkelerinin ortalaması 500 iken Türkiye 424 puan alabildi.
PISA testi, her ülkede 15 yaşındaki öğrencilere okuma, matematik okuryazarlığı ve fen okuryazarlığı alanlarında uygulanan bir sınav. Bu sınavda, öğrencilerin ne kadar bilgi sahibi olduÄŸu deÄŸil, edindikleri bilgi ve becerileri günümüz toplumunda karşılarına çıkabilecek durumlarda nasıl kullanabildikleri ölçülmeye çalışılıyor. Dolayısıyla bilgi yerine yaÅŸam becerileri ölçülüyor. Ancak Türkiye’deki öğrencilerin bu alanda eksik oldukları açıkça ortaya çıkıyor: 2006′da öğrencilerimizin yüzde 47′si fen alanında, yüzde 52′si de matematik alanında temel yeterlilik düzeyinin altında kaldı. ÖrneÄŸin matematik alanında öğrencilerin doÄŸrudan çıkarım yapması ve dört iÅŸlemi baÅŸarıyla uygulaması temel yeterlilik düzeyine eriÅŸmek için yeterli. Ancak Türkiye’deki öğrencilerin yarısından fazlası bunu baÅŸaramadı.
PISA testi açıkça gösteriyor ki Türkiye’de eÄŸitim sisteminin temel sorunlarından biri, öğrencilere günlük hayatta karşılarına çıkabilecek sorunları çözebilmeleri için gerekli bilgi ve becerilerin kazandırılamaması. Temel bir insan hakkı olan eÄŸitimin ana iÅŸlevinin ihtiyaçları ve istekleri doÄŸrultusunda karar alabilen ve bunları uygulayabilen bireyler yetiÅŸtirmek olduÄŸu göz önüne alındığında, eÄŸitim politikalarının bu sorunun çözümüne yoÄŸunlaÅŸtırılması gereÄŸi daha iyi ortaya çıkıyor.
Öğretim programları reformu
Türkiye’de üniversite öncesi eÄŸitimden tek başına sorumlu olan Milli EÄŸitim Bakanlığı (MEB), bu sorunun çözümü için geçtiÄŸimiz yıllarda çok önemli bir adım attı. Öğrenciye bilgi aktarımını temel alan ve öğretmeni merkeze alan bir öğretim programı yerine, öğrencinin bilgi üretim sürecine dahil olduÄŸu ve bilgi yerine biliÅŸsel becerilerin kazandırılmaya çalışıldığı yenilenmiÅŸ bir öğretim programına geçiÅŸ için düğmeye basıldı. 2008-2009 yılında ilköğretimde kademeli geçiÅŸ çalışmaları tamamlandı, ortaöğretimde ise devam ediyor.
Yeni programlar öğrenci merkezli aktif öğrenme üzerine kuruldu. Bu çerçevede öğrenci, soru soran, bilgiyi ortaya çıkarmaya ve deÄŸerlendirmeye çalışan, etkinlikler yoluyla kendi biliÅŸsel geliÅŸimine ÅŸekil veren etkin bir birey olarak deÄŸerlendirildi. Öğretmen ise öğrencilere rehberlik eden birey olarak konumlandırıldı. Ancak, eski programa göre eÄŸitim vermeye alışmış yaklaşık 650 bin öğretmene yeni sisteme geçmelerini kolaylaÅŸtıracak yoÄŸun bir hizmetiçi eÄŸitim desteÄŸi verilemedi. Bilginin hızla deÄŸiÅŸtiÄŸi günümüz toplumunda öğretmenlerin bu deÄŸiÅŸime ayak uydurmasını kolaylaÅŸtıracak hizmetiçi eÄŸitimler, Türkiye’de henüz çözülememiÅŸ bir durum olarak bekliyor: Yeni stratejik planda her öğretmenin beÅŸ yılda bir hizmetiçi eÄŸitim almasının hedeflenmesi, durumun önemini gösterir nitelikte.
Öğretmenler de öğrenmeli
Öğretmenlerin yetkinliklerinin desteklenmesi için daha yenilikçi yollara ihtiyaç var. Bireysel araştırma ya da klasik bir hizmetiçi eğitim etkinliği olarak düzenlenen seminerler, bu yetkinlikleri desteklemek için etkili yollar değil. Öğretmenlerin birlikte çalışmasını, birbirinden öğrenmesini ve ortak ürünler çıkarmasını sağlamak gerekiyor. Dünyada bu alanda öne çıkan modellerden biri olan �akran koçluğu�nun ülkemizde daha yaygın biçimde uygulanması için yoğun çaba sarf edilmeli. Öğretmenlerin öğrenme süreçlerini belirli bir kazanımın geliştirilmesine yönelik olarak ortak biçimde tasarlamaları, izlemeleri ve değerlendirmelerini teşvik eden örnekler, hem yenilikçiliğe daha açık hem de yeni müfredatın ruhuyla daha uyumlu.
Yeni programın başarıya ulaşması için yapılması gerekenler bu kadarla sınırlı değil. Program, çocukları okula devam eden ve toplumun çoğunluğunu oluşturan anne-babalar için de önemli bir anlayış değişikliği gerektiriyor. Velilerin önemli bir bölümünün de yeni programların altında yatan beceri kazanmaya dayanan anlayışa ikna olmadığı, rekabetçi sınav sistemlerinin etkisinde kalarak çocuklarının daha fazla bilgi öğrenmesi gerektiği yönünde öğretmenlere baskı yaptıkları belirtiliyor. Bu sorunun aşılması için, yeni programın velilere daha iyi biçimde anlatılması ve öğrencilerin eğitiminde işbirliklerinin sağlanması şart.
Eğitim kaynakları göstergeleri
Yeni müfredatın baÅŸarıya ulaÅŸabilmesi için öğrencilerin öğretmenleriyle daha yakın iliÅŸki kurabilmeleri gerekiyor. Bu da, öğrenci ve derslik başına daha az öğrenci gerekliliÄŸi demek. İlköğretimde bu alanda önemli adımlar atılmış olsa da, Türkiye’de öğretmen başına düşen öğrenci halen 24. OECD ortalaması ise 16. İlköğretimde öğretmen başına düşen öğrenci sayısının 20′ye düşürülebilmesi için 80 bin öğretmene daha ihtiyaç var. Derslik başına düşen öğrenci sayısında ise bölgeler arasında derin eÅŸitsizlikler dikkat çekiyor. YoÄŸun göç alan İstanbul’da ilköğretim okulunda bir derslikte 49 öğrenci oturuyor, GüneydoÄŸu Anadolu’da ise 44. Hükümet, derslik başına düşen öğrenci sayısının en fazla 30 olmasını hedefliyor. Bu hedefe ulaşılabilmesi için ilköğretimde 55-60 bin dersliÄŸin, ortaöğretimde ise 75-80 bin arası dersliÄŸin acilen yatırım programlarına alınması gerekiyor.
Öğrencinin kendi biliÅŸsel geliÅŸimini düzenleyebilecek ÅŸekilde güçlendirilmesi, eÄŸer iyi uygulanabilirse, Türkiye’nin kalkınmasına çok büyük katkı saÄŸlayacak bir hamle. Yeni öğretim programları, Türkiye’nin PISA gibi yaÅŸam becerilerini ölçmeyi hedefleyen uluslararası testlerdeki durumunu düzeltmesini de saÄŸlayabilir. PISA sonuçları, bazı baÅŸarı öykülerini de sunuyor: PISA 2000′de 470 puan alan Polonya, 2003 ve 2006′da puanlarını tutarlı bir biçimde yükseltti ve 2006′de OECD ortalamasının üstünde puan aldı. Bu durum, Polonya’da 1999′da uygulanmaya baÅŸlanan bütüncül ve kapsamlı bir eÄŸitim reformuna baÄŸlanıyor. Bu da gösteriyor ki, iÅŸin sırrı eÄŸitimin tüm bileÅŸenlerini (müfredat, öğretmenler, okullar…) aynı anda planlayan bütüncül bir eÄŸitim stratejisi oluÅŸturup uygulayabilmekte.
PISA testinin gösterdiği gerçek
Yukarıda PISA testlerinden bir soru var. Türkiye’de 15 yaşındaki öğrencilerin yaklaşık yarısı, aşıların hangi durumlarda kullanılacağını bilmiyor. Bu sorudan önce bilginin çıkarsanabileceÄŸi bir metin de var. 15 yaşındaki çocukların yüzde 40′ı okula gitmediÄŸi düşünüldüğünde yanıtı bilen bir azınlık!
EÄŸitim ‘kıt olanaklar’ dikkate alınsa da kötü
Türkiye’de eÄŸitim sistemiyle ilgili en çok öne sürülen iddialardan biri, ülkenin ekonomik durumu göz önünde bulundurulduÄŸunda eÄŸitimin durumunun iyi olduÄŸu yönündedir. Oysa uluslararası karşılaÅŸtırmalar bunu doÄŸrulamıyor. öğrencilerimizin aldığı sonuçlar ekonomik durumumuza göre bile kötü: Türkiye’nin gelir durumuna göre alması gereken ortalama puan 455, oysa Türkiye 424 puan alabildi. Gelir durumunun tek belirleyici olmadığını gösteren ülkeler de var: Milli gelirine göre 478 puan alması beklenen Finlandiya, tam 563 puan aldı.